Yapının Bulunduğu Yer
Geç Roma Dönemi’ne ait olan tapınak planlı söz konusu mezar anıtı Kayseri İli Felahiye İlçesi’nin 7 km kadar kuzey batısında yer almaktadır. Mezar, en yakınındaki Kepiç Köyü’ne 5 km mesafededir. 350 28’ 13.8” E, 390 05’ 02.9” E koordinatlarındaki mezar anıtı engebeli bir arazinin vadiye bakan tepe noktasına kuzey-doğu-güneybatı yönlü olarak inşa edilmiştir. Yapının hemen bitişiğinde Roma Dönemi’ne ait bir höyük ve yapıya ait mermerlerin getirildiği bir mermer ocağı bulunmaktadır.
Anıt mezar ve bulunduğu sahaya genel bakış
Yapının Korunma Durumu
Yöre halkından edinilen bilgilere ve ilk yayınının yapıldığı dönemdeki fotoğraflarına göre tapınak planlı anıt mezar 20. yüzyılın başlarında büyük oranda korunuyor olmalıydı. Günümüzde tehlike arz edecek şekilde tahribatın gözlemlendiği yapıdaki söz konusu bu tahribatların özellikle son 30-40 yıl içerisinde sistematik olarak sürdürüldüğü anlaşılmıştır. Defineciler tarafından gerçekleştirilen tahribatlara ek olarak anıt mezarı görmek için buraya gelen ziyaretçilerin de bilhassa anıt mezar duvarına boyalarla veya kazıma yoluyla çeşitli isimler yazdığı görülmektedir. Çevre halkının ifadesine göre 1980’li yılların sonlarında definecilerin anıt mezarın arka bölümünde dinamit patlattıkları ve mevcut son tahribat da bu dinamit hasarından sonra oluşmuştur. Yapının 1909 yılındaki yayınında görülen fotoğraflara bakıldığında bu yüzyılın başlarında yerinde olduğu anlaşılan alınlık penceresinin düşerek parçalandığı anlaşılmaktadır. Yine söz konusu fotoğraflarda görülen tonoz çatıyı destekleyen kemerin kilit taşı ve en az üç adet kemer bloğunun parçalandığı ancak buna rağmen kemerin günümüzde halen yerinde olduğu görülmektedir. Ancak buna rağmen kemerde oluşabilecek olası bozulma ve yıkılmalar kemerle birlikte tonozun da yıkılmasına zemin hazırlayacaktır. Tonozun yıkılması kemer hizasında kalmıştır. Çünkü yapının içindeki kemer ayakları korunmuştur. Bu sayede kemerin ve dolayısıyla tonozun tamamıyla yıkılması durmuştur. Fakat dinamit gibi büyük sarsıntılar sebebiyle kemer ve tonozda statik sorunlar ortaya çıkmış, tonoz kısmen çökmüş, kemerle tonoz ayrılmış ve kemerde sarkma meydana gelmiştir. Kemerin kilit taşından başka birkaç taşında daha görülen tahribat sebebiyle kemer yayında kaymalar olmuştur. Kilit taşının düşmesi kemerin ve bağlantılı olarak tonozun da zincirleme olarak yıkılmasına sebep olabilir. Anıt mezarın yıkım sürecini de başlatabilecek olan bu bozulmalar can güvenliği açısından da büyük tehlike arz etmektedir. Anıt mezarda bu yolla oluşabilecek çökme veya başka hasarlar yapının özgünlüğünü bozacağı gibi bu aşamadan sonraki olası restorasyon çalışmalarının da maliyetini artıracaktır. Dolayısıyla, yaklaşık yüz yıldan beri insan eliyle yürütülen sistematik tahribatlara rağmen planları çıkarılabilecek durumda olan ve Orta Anadolu için ünik bir eser durumundaki anıt mezarın restorasyonu büyük önem arz etmektedir.
Anıt mezarın yıkılan pronaos kısmı ve kısmen korunan tonoz örtü
Anıt mezarın arka cephesinde yıkılan tonoz örtü yıkılma üzere olan fil ayaklı kemer
Yıkılan pronaos kısmı ve cephedeki deformasyonlar
Tahrip edilen kripta bölümü
Yapıyla İlgili Çalışmalar
Anıt mezar ilk defa 20. yüzyılın başlarında H. Grégoire isimli batılı bir araştırmacı tarafından görülmüş ve yayınlanmıştır. Araştırmacının yayınında mezara ilişkin 4 fotoğrafa yer verildiği görülür. Bu fotoğraflar anıt mezarın yüzyılın başlarındaki durumu ve günümüzdeki tahribatın boyutunu belgelemek açısından önem arz etmektedir. Söz konusu fotoğraflara bakıldığında mevcut tahribatların yukarıda da ifade edildiği gibi daha çok günümüzden 40-50 yıl kadar önce başladığı ancak 20. yüzyıl başlarında da yapıda ortaya çıkan statik sorunlardan doğan yıkılmalar gözlenmektedir. H. Grégoire’nin araştırmasından sonra anıt mezara ilişkin günümüze kadar herhangi bir çalışma yapılmamıştır. 1992 yılında H. Kodan ve C. Günbattı tarafından Kayseri merkezde yer alan başka bir Roma dönemi anıt mezarına ilişkin yayın çalışmasında Felahiye Kepiç Köyü’ndeki söz konusu anıt mezarın da adı geçmiştir. Kayseri Kültepe’deki kazı çalışmalarını uzun süredir yürüten F. Kulakoğlu başkanlığındaki bir heyetin Kültepe civarında 2009 yılında yürüttükleri yüzey araştırmalarında “Roma Mezar Anıtı” olarak anılan bu anıt mezar hakkında kısa bilgilerin ve fotoğrafların paylaşıldığı görülmektedir. Bu fotoğraflarda anıt mezarın şimdiki durumuyla hemen hemen aynı görüntü verdiği anlaşılmıştır. F. Kulakoğlu’nun bu çalışmasından kısa bir süre sonra S. H. Öztaner tarafından kaleme alınan bir çalışma Kepiç Köyü’ndeki söz konusu anıt mezar hakkındaki en detaylı ve en son çalışmadır. Öztaner, çalışmasında yapıyı mevcut bütün detaylarıyla incelemiş, çok sayıda fotoğraf ve çizimlerle çalışmasını zenginleştirmiş ve bizim için de önemli bir kaynak olarak yapıya ilişkin restitüsyon önerisi getirmiştir.
Anıt Mezarın 1907 yılındaki Ön Cephesi (Gréogoire 1909, Fig. 7’den)
Anıt Mezarın 1907 yılındaki Güneydoğu yönü (Gréogoire 1909, Fig. 8’den)
Anıt Mezarın 1907 yılındaki naos görünümü (Gréogoire 1909, Fig. 9’dan)
Anıt Mezarın 1907 yılındaki Arka Cephesi (Gréogoire 1909, Fig. 10’dan)
Anıt Mezarın 2012 yılındaki durumuna ilişkin görünümler (Öztaner 2012: Res. 4-5’den)
Ayrıntılı Tanım
Günümüzdeki görünümüyle 9.66×11.83 m ölçülerindeki anıt mezar bir podyum üzerinde yükselmektedir. Yıkılmış olan ön kısmı (pronaos) büyük oranda toprak altındadır. Yapıya ilişkin en net ölçüler bilimsel kazılardan sonra ortaya çıkabilecektir. Yapının inşasında kullanılan blokların hemen yakınlardaki bir mermer ocağından titiz bir işçilikle kesildiği ancak buna rağmen örneğin naosa girişi sağlayan ana kapının eşik taşında olduğu gibi yer yer devşirme malzeme kullanımı da göze çarpmaktadır. Kaçak kazılar yapıda büyük hasarlara sebep olmuşsa da bu sayede yapının podyumu ve podyum altı düzenlenmesi hakkında da bilgi sahibi oluyoruz. Buna göre anıt mezarın temelinde en altta sırasıyla, 0.77 m yüksekliğinde stereobat blokları ve söz konusu bu bloklar üzerinde ise 0.50 m yüksekliğinde euthynteria blokları yer almaktadır. Anıt mezarın podyumu 1.93 m kadardır. Podyumu altta ve üstte birbirinden sayıca farklı profillerle sınırlanmıştır.
Podyum blokları üzerindeki küçük mahmuzların blokları yerleştirmede kolaylık için bırakıldığı anlaşılmaktadır. Anıt mezarın beden duvarları rektagonal mermer bloklardan oluşmaktadır. Bu blokların yapının ön ve arka cephelerinde ortalama 0.85 m genişliğinde, uzun yan cephelerde ise 1.15 m genişliğindedir. Yükseklikleri 0.50 m ile 1 m arasında değişen blokların uzunlukları ise 1 m ile 4 m arasında değişmektedir. Podyum üzerindeki plinthe üzerine oturarak 6 sıra halinde yükselerek anıtın bedenini oluşturan bloklar altıncı sıradan sonra bir profille sonlanmaktadır. Bir hat boyunca anıt çevresini dolaşan bu profillerin ayrıntıları kimi yerlerde işlenmeden bırakılmıştır. Torus, düz silme ve trokhilos şeklinde bir dizilime sahip üst profilden sonra yapının üst yapı elemanlarına geçilmektedir. Yapının oturduğu podyum ile tonoz örtünün başladığı yer arasındaki mesafe 5.88 m kadardır. Görünen stereobat bloklarından korunan tonoz örtünün üst kısmına kadar olan ve yapının toplam yüksekliğini oluşturan mesafe ise 11.55 m olarak ölçülmüştür. Anıt mezarın dört köşesinde de dışa doğru çıkıntı yapan birer plaster yer almaktadır. Yüzeyden 2 cm kadar çıkıntı yapan bu plasterler bir profille sona ermekte ve korinth başlığı taşımaktadır. Korinth başlıkları arasında yapıyı çevreleyen bir sıra profilli blok yer almaktadır.
Anıt mezarın üst yapısı yaklaşık 1.35 m yüksekliğindedir. Bu yükseklik plaster başlıklarından hemen sonra başlayan üç fascialı arşitrav-friz blokları ve sonrasında gelen konsollu sima ya da diş sırası denen bloktan oluşmaktadır. Bütün olarak işlenen arşitrav-friz bloklarındaki arşitrav fasciası astragale sahiptir. Konsollu simanın altında diş sırasını taşıyan konsollar ve profilli sima yer almaktadır. Bu bölümdeki kasetler üzerinde ise çiçek, mask ve rozetlerden oluşan çeşitli bezemeler bulunmaktadır. Anıt mezarın arka kısmında (kuzey doğu) her iki köşede korunan eğik sima bloklarını görebilmekteyiz. Alınlığın eğik simaya doğru olan iki köşesindeki kalkan duvarına ait bloklar da yerinde korunmuştur. Ancak alınlığın ortasında yer alması gereken kalkan duvarı blokuna ait olması gereken parçalar mezarın naos bölümüne düşmüş olmalıdır. H. Grégoire’nin 1907 yılındaki yayınında yer verilen fotoğrafların birinde alınlık kalkan duvarının ortasında bir pencerenin olduğu görülmektedir.
Anıt mezarda sonraki kullanımlarda açıldığını düşündüğümüz 3 pencere açıklığı görülmektedir. Bunlardan ikisi uzun yüzde birisi ise arka dar yüzdedir. Pencere açıklıklarında duvar örgüsü derzleri takip edilmemiş olduğundan pencerelerin sonardan açıldığı kesindir. Pencerelerin yükseklikleri 1.60 m kadar, genişlikleri ise 1 m civarındadır.
Mezarın güney batıya dönük ön cephesinde naosa girişi sağlayan bir açıklık görülmektedir. 2.60×4.20 m ölçülerindeki kapı açıklığının eşiğinde devşirme blok kullanılmıştır. Eşik taşı üzerinde kapının iki kanatlı olarak her iki tarafa doğru açılmasına uygun yay şeklinde iki oyuk gözlenmiştir. Ön cephenin her iki köşesinden dışa doğru çıkan plasterler görülmektedir. Beden duvarından yaklaşık 0.75 m kadar çıkıntı yapan bu plasterlerin oluşturduğu antalar korint başlığı taşımaktadır. Arka ve iki yan yüzlerde beden duvarları boyunca devam eden arşitrav-friz blokları ön cephede de devam etmektedir. Ancak ön kısımda doğal olarak pronaosun iç kısmına denk düşmesi sebebiyle geison ve sima bloklarına yer verilmemiştir. Pronaos yönündeki bu ön cephe arşitrav-friz blokları üzerinde görülen 4 oyuk da sonraki kullanıma yönelik olmalıdır. Anıt mezarın ön kısmının 5 m kadar yıkıldığı anlaşılmaktadır. Pronaos’u oluşturan bu kısmın naos duvarının oturduğu podyum şeklinde öne doğru devam ettiği anlaşılmaktadır. Pronaosun oturduğu podyumun güney köşesine dair izler kısmen yüzeyde görülebilmektedir. Pronaos podyumuna ilişkin kesin verilere bilimsel kazılarla ulaşılabilir.
Anıt mezar çevresinde yapıya ilişkin çok az mimari blok görülmektedir. Bunlardan biri güney köşe sima bloğu diğeri ise soffitli bir arşitrav bloğudur. Ancak, pronaosta olması gereken en az 4 sütuna ilişkin yüzeyde herhangi bir veriye rastlanmamıştır.
Anıt mezarın naos kısmı 8.85×6.68 m ölçülerindedir. Naos’un taban döşemesinin çok az bir kısmı tonoz örtüyü taşıyan kemer yayının ayakları çevresinde kısmen korunmuştur. Podyumun dış kısmında görülen podyum üstü plinthos blokları aynı seviyede naos kısmında da görülmektedir. Naostaki plinhostan itibaren tonozu taşıyan büyük plaster yaklaşıl 4 m yüksekliğe sahiptir. 0.60×0.60 m ölçülerindeki plaster korint başlığı taşımaktadır. Mezarın dış cephelerindeki plasterlerin korinth başlıkları ile yanı seviyedeki bu başlığın hemen üzerinde ise yine dış cephede olduğu gibi yapıyı çepeçevre bant şeklindeki dolanan profilli bloklara sahiptir. Yapının iç çevresi boyunca devam eden fascialı bir arşitrav bloku vardır. Yapıyı örten tonoz uzun yüzlerdeki arşitrav bloklarının üstünden başlayarak yükselmektedir. Tonoz örtüyü ise bugün yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya olan büyük bir kemer desteklemektedir. Tonoz çatı yapını arka bölümünde 2 m kadar yıkılmıştır.
Naosta tonozu destekleyen büyük plasterin gerisinde kalan mekânda 2×2 m ölçülerinde kripta olması gereken bir bölüm vardır. Tahribat sebebiyle moloz dolgu olan kripta yapının mezar işlevine yönelik önemli bir ipucudur. Kriptaya muhtemelem naosun kuzey köşesinde1.85×0.55 m ölçülerindeki koridorda yer alan 8 basamaklı bir merdivenle inilmekteydi. İkisi toprak altında olduğu anlaşılan bu merdivenler yaklaşık 0.30 m rıht yüksekliğine sahipti. Buna göre kripta olasılıkla 2.40m ile 2.50 m arasında değişen yüksekliğe sahipti.
Höyükten anıt mezara bakış
Anıt Mezarın pronaos yönündeki ön cephesi
Anıt Mezarın büyük oranda korunan arka cephesi
Anıt mezarın iki uzun cephesi
Anıt mezarın üst örtüsü ve korunma durumu
Mezar odası
Kripta ve filayağı plasterler
Tonoz ve kemerdeki tahribat
Mezar odası filayağı plaster korinth başlığı
Kriptaya inen merdiven
Tahrip olan kripta
Naos’a giriş kapısı
Naos giriş kapısı lento detayı
Naos giriş kapısındaki tahribat
Güney köşe sima bloğu
Plan Rölövesi (Öztaner 2012’den)
Ön Cephe Rölövesi (Öztaner 2012’den)
Arka Cephe Rölövesi (Öztaner 2012’den)
Kuzeybatı Cephe Rölölvesi (Öztaner 2012’den)
A-A Kesiti Rölövesi (Öztaner 2012’den)
B-B Kesiti Rölövesi (Öztaner 2012’den)
Restitüsyon Önerisi
Yapı, hâkim bir tepe üzerinde, çevresini kontrol edebilecek bir konumda yer almış olması, ayrıca pronaos, naos ve hatta opistodomos olarak ifade edilebilecek mekânları barındırması sebebiyle ilk bakışta klasik tapınak formlarını akla getirmektedir. Ancak, yapının iç mekânında, karşılıklı iri birer plater sütunun böldüğü 2 m kadar derinliğinde, opistodomosu andıran dar mekânın zemininde kalıntıları görülen birimin kripta olduğunu kesin olarak söyleyebiliriz. Dolayısıyla Kepiç’teki bu yapının tapınak planlı bir anıt mezar olarak M.S. 2. yüzyıl sonlarında önemli bir yönetici veya asker için tasarlanıp inşa edildiği anlaşılmaktadır. Yapının bu işlevi daha önceki yayınlarda da belirtilmiştir.
Anadolu’daki tapınak planlı anıt mezarlara baktığımızda bu mezarların daha çok önde 4 sütunun yer aldığı prostylos planlı örneklerden oluştuğu görülmektedir. Buradaki anıt mezarın güneydoğuya bakan ön tarafında yüzeyde kısmen görülen yapıya ilişkin bloklar ile yapının bu yönde uzantıları, ön tarafta en azından bir pronaosun varlığını kesin olarak ispatlamaktadır. Özellikle yapının cellasına ait olmadığı anlaşılan bir arşitrav bloğu günümüzde yapı cephesinin hemen önündeki yamaçta korunmuştur. Söz konusu blok olasılıkla pronaosun cephesini süsleyen birkaç arşitrav bloğundan biri olmalıydı.
Anadolu genelinde görülen bu tür anıt mezarların çoğunlukla önde 4 sütunlu prostylos tarzı planlamaya sahip olduğu bilinse de burada söz konusu sütunların 0.75 m derinliğe sahip anta çıkıntıları arasında olamayacağı açıktır. Bu bölümdeki yıkıntılar arasında görülen soffitli arşitrav blokları pronaostaki sütun varlığına önemli bir delildir. Anlaşılan, yapının ön cephesindeki anta çıkıntıları üzerinden gelerek öndeki arşitravlarla birleşen blokların tamamı, naos giriş kapısından 2 m kadar önde yer alan 4 sütun tarafından taşınmaktaydı. Tek sıra halinde dizilen bu 4 sütunun oluşturduğu tetrastylos prostylos düzenlemeden sonra anıt mezarın podyumu en az 2 m kadar daha uzanıyor olmalıydı. Böylelikle önde oluşan boşluğun orta yerinde bir merdivenin varlığı düşünülmektedir. Bu tarz benzer anıt mezarlardan birisi de yine prostylos planlı olarak Patara’da tespit edilmiştir. Her iki anıt mezar bu özelliği ile prostylos planlı diğer anıt mezarlardan ayrılmaktadır. Anadolu’da Roma Dönemi’nde yaygın olarak tercih edilen prostylos planlı anıt mezarlarda, mesela Termessos, Elaiussa Sebasteve Imbriogon Kome gibi örneklerinde öndeki sütunlar podyumun iki ucundan itibaren başlamaktadır. Imbriogon Kome örneği ayrıca Felahiye anıt mezarında olduğu gibi tonoz çatıyı taşıyan büyük plaster ayaklı bir kemere sahiptir.
Anadolu genelinde oldukça yaygın bir tapınak-mezar tipi olarak Felahiye-Kepiç Köyü’ndeki anıt mezara yakın coğrafya olarak Caeserea (Kayseri) civarındaki İncesu, Pınarbaşı ve Bünyan civarında da benzer anıt mezar örneklerine rastlanmıştır. Tamamı hemen hemen M.S. 2. yüzyıl içerisinde yapıldığı anlaşılan söz konusu anıt mezarların aksine Felahiye anıt mezarı özellikle yapının dört tarafında yer alan plaster başlıklar, anta başlıkları ve yapı içerisinde büyük oranda korunan plaster ayaklar üzerinde yer alan akantus yapraklı başlıklardaki akantus yapraklarının işleniş biçimine göre M.S. 2. yüzyıl sonlarına doğru önemli bir Roma yöneticisi veya askeri için inşa edilmiş olmalıdır.
Anıt mezar ve yakın çevresinde detaylı bir bilimsel kazı çalışması yapılmadan önce, şuan görülen vaziyetten ve kalıntılardan hareketle yukarıda tanımlandığı gibi yapıya ilişkin restitüsyon önerisi, S. H. Öztaner tarafından bu yapıyla ilgili yürütülen müstakil bir yayın çalışmasında teklif edilen restitüsyon önerisi ile ekte sunulduğu gibi hemen hemen aynıdır.
3 Boyutlu Restitüsyon Modeli (Öztaner 2012’den)
Derleyen
Doç. Dr. Osman DOĞANAY





























